27 Nisan 2008 Pazar

Bebeğim Bana -3-

Bana Huzur Dolu Bir İlişki ve Pembe Panjurlu Bir Ev Ver

“Rica ederim. Bir iyilik yap ve sus!”.Aşk, şehvet, sevgi, alışkanlık, saygı ardına büyük bir suskunluk gelir. Ve artık sabretme dönemi başlar.
Büyü bozulmuştur artık.“aslında bir büyü de orta da yoktu”.Alışık olduğu yüz birazdan gelecektir hiç şaşmaz.
Neydi bir arada tutan şey ikimizi/ birleştiren neydi ellerimizi (arka fonda çalmaktadır)
Tek istediği ait olmaktı. Birine, bir yere… Tek istediği sahip olmaktı. Birine, bir yere..
“Delikli boncuk yerde durmaz” derdi annesi. Onu da yerden alacak biri muhakkak olacaktı. “bitli baklanın kör alıcısı olur” derdi babaannesi. Onların düşüncelerinde ve öğrettiklerinde sadece buydu evlilik. Alınmak, seçilmek. Yakalamak geleceğini-daha doğrusu ona gelecek sağlayacak erkeği- ve hiç bırakmamak.
Onu gördü. Karar verdi. Onun geleceği olduğunu gördüğü gün anlamıştı. Ve sıkıca kavradı geleceğini.
Geleceği sürekli terleyen, yağlı bir vücuttu. Ki hala da öyle..
—neden benim oğlumu istiyorsun, neden bir başkası değil de benim oğlum, neden sahip olduklarınla yetinmiyorsun?
“anne doğru söylüyor. Sahip olduklarınla yetinip, alışıp memnun olduğun sürece mutlusundur. Anne değerli incisine kimseyi yakıştıramaz. (ben bu annede oğluna karşı Jocastavari bir sevgi beslediğini düşünüyorum siz ne dersiniz?)
“Ah Jacosta!!! Pedofili eğilimleri gösteren Laius’a neden çocuk verdin ki. Döne dolaşa seni bulacağını biliyordun Jacosta!”
İlk andan itibaren karşılaştırdı durdu onu başkaları ile.(hem de onun yanında)
—hani geçenlerde ziyaretimize gelen liseden sıra arkadaşın ne zarif bir kızdı. Hamarattı da.
—komşu teyzenin kızı serpilmiş, güzelleşmiş.
Söyler de söylerdi. Onun kızı, bunun yeğeni, şunun arkadaşı..
O da hamarat olurdu. Anneden tembihli “kızım beğenilmenin tek yolu girişken olacaksın, yardım edeceksin”
Oldu da. Nerde ise annenin kıçına girecekti.
Dört dönerdi.
Bir davetten önce damlardı evlerine (gelecekte ailesi olacak insanların evine) mutfağa girer bütün hünerlerini gösterirdi. Pastalar, kekler, yemekler. Ailenin ortamına girebilmek için elinden geleni yapardı. Hiçbir özel günü kaçırmazdı. Doğum günleri, anneler günü. Özenle not ederdi günlerini minik beynine, gelecekteki ailesinin özel günlerini.
“Annenin de hayalleri vardı. Ama hayallerinin hiç birinde sen yoktun canım.
Aslında annede ufak bir terk edilme korkusu hissediyorum. Karnında taşıdığı, hastalandığında başucundan ayrılmadığı, elinden tutup okula götürdüğü, gelmesini pencerelerde beklediği oğulcuğu. Minik pipili yavrucuğu. Ne zaman büyüdü de kendi ailesini kurmak istiyor? Kendini folluktan dışarı atmaya çalışıyor. O kız minik civcivine tuzak kurmuş, dışarı çıksın istiyor. Kafasını gagala hemen!”
Gagaladı da.
Onların mutfağına ne hakla girer!
Ne hakla minik bebeğinin tohumunu o çorak toprağına ekmek ister!
Evet, herkes konuşur kendi aralarında. O susar, gözleri bardaklarda, fincanlardadır.
—Bitse de yenilesem çaylarını
Yeniledi de. Çünkü bulunduğu konumu, elinde tutmaya çalıştığı geleceğini korumakta kararlı idi. Sinirlendi, sinirden dişleri takırdadı ama sıktı kendini hep sıktı. Hep yapmacık oldu. Sahte bir gülüş kondurdu yüzüne ve daha sıkı sarıldı.
İtildiği köşeden arada bir çıkar, gözlerini bardaklardan ve tabaklardan kaldırır, dinler ve onaylardı kafası ile.
Ama sadece mücadelesi orda değildi. Geleceği her an o çok övülen kızlardan birini seçebilirdi.
“Burada minik bir konuya değinelim. Normalde doğada da işler pek böyle değildir. Dişi seçer, erkek döller. Fakat erkek seçilmek için didinir. Bir dişi için birbirlerini öldüresiye yaralayan erkekleri gördünüz mü? Mağrur kazanan. Boynu büyük ayrılan, her tarafı kanayan kaybeden. Ama günün birinde o kazanan da kaybeden durumuna düşebiliyor. Neyse biz geri örneğimize dönelim.”
Evet, geleceği her an ellerinden kayıp gidebilir yıldız gibi. Kuyruğundan tut kız!
Hayır, o kuyruğundan tutmadı. Ellerinden tuttu. Çevredeki kızlara “o, benim yan gözle bakmayım, gözlerinizi oyarım” mesajı veren bakışlarla. Mümkün olduğu kadar geleceğine boş vakit bırakmak istemedi. Her an, her yerde yanında çünkü geleceği yalnız kalırsa karşısına her an onu elinden alacak bir kız çıkabilirdi karşısına. O kız belki de annenin de hoşuna gidebilirdi. Büyük tehlike!
Dışarıda hayat gürül gürül akmaktadır. Ama bizim örneğimizin sadece bir dünyası var o da geleceği. Sadece ondan bahseder, sadece onu düşündüğü anda mutlu olur.( burada belirtme gereği duyuyorum aslında onu mutlu eden evleneceğini düşünmesi, onunla bir aile olup kendi yuvalarını kurmaları, geleceği ona sahip çıkacak ve bir Evi olacak)
“ilginçtir ki kadınlar yerleşik hayatı tercih ederler, hayallerinin odağında hep bir ev vardır. Çünkü kendini güvende hissedebileceği ve sözünün geçebileceği tek yer kendine ait olan evdir. Ve o evi ona geleceği hazırlayacaktır”
Tüm olumsuzluklara rağmen, dışarıda tehlike olan diğer kadınlara ve evde oğlunu yere göğe sığdıramayan Jacosta’ ye rağmen onunla bir bütün olmayı başardı. İki bacağının arasındaki çorak toprağa spermlerini serpecek olan kişiyi kapabildi.
“ne kötüdür tüm dikkatini, enerjini bir noktaya sabitlemek! Ne kötüdür o hedefine vardıktan sonra hayatına anlam geleceğini düşünmek!”
Vardın hedefine! Kim tutar seni! Ol evinin kraliçesi!
“hedefe vardıktan sonra geriye hiç bir şey kalmadı”
Ve gün geçtikçe birbiri ardına geçen, anılmaya bile gerek duyulmayacak günler birbirini kovalamaya başlayınca, artık o eve sığmamaya başlayınca mutsuzluk sağanak gibi yağmaya başladı üzerine.
Saygı…
Suskunluk.
Sabretmek…
—bir çocuğum olmalı.
“Rica ederim, bir iyilik yap ve sus artık”

Hiç yorum yok: