26 Nisan 2008 Cumartesi

Bebeğim Bana... 1

BANA ŞEHVET VER

Bir süredir aklımda olan bir yazı dizisi vardı. Aslında işlerimin oldukça yoğun olması bir yana içimden yazmak da gelmiyordu bir türlü. Bugün bir giriş yapayım dedim. Bayağı uzun bir dizi sanırım brezilya dizilerini sollayacak. Başlıklar hazır içleri boş benim tarafımdan doldurulmayı bekliyorlardı bir süre. Dün Cengiz ile konuştum:-sancılanıyorum Cengo, bugün yarın doğuracağım.Böyle bir şey yazmak benim için sancı çekmek gibi. İçinde olduğunu bildiğin bir şey var ve “piton” yılanı gibi sürekli kıpırdıyor.Hani halk arasında bir kelime vardır “ şiştim” tam öyle. Şiştim. Ne yazacağım konusunda da en ufak bir bilgim yok. Kelimeler beni nereye götürürse artık.Dedim ya sadece başlıklar hazır.Onunla da ilgili minik bir bilgi, birkaç yıl önce sevdiğim yazarlardan biri olan Chuck Palahniuk’ un bir kitabını okumuştum-görünmez canavarlar-. Kitapta belirli bölümlerde aynı kalıpta farklı şeyleri isteyen bir cümle vardı. Ve işte o cümleler benim bu dizinin her bölümünün başlangıcı olacak. Birbirine bağlı olacak mı ? Bilmiyorum. Belki olur belki de olmaz.

Bana şehvet ver!

-Geldim!

“saat sekiz otuz vaktin.. Normal zaten gelmen değil mi? Her zaman aynı rutin. İşten çık işyeri ev arası 30 dakika daha öncesinde arkadaşlarınla görüşüyorsun. Ayrıca içeri girdiğini gördüm. Geldiğini fark eden birine sözlü bir şekilde bildirmenin ne anlamı var ki? Geldim! Kendi kuyruğunda dönenen bir ilişki. Geldim!”

-Hoş geldin!

“ ne zaman dağıldık biz?”

-Aç mısın?

“değilsin”

-Hayır. Sen de yeseydin. Beni beklemeseydin.

“beklememem gerektiğini öğrendim”

-Yedim ben merak etme. Günün nasıl geçti?

“neden soruyorum ki bunu? Aynı şeyler, aynı insanlar, aynı konular. Sanırım sadece “ses” için. Benim sesim, O’nun sesi duvarda yankılanacak ve geri bize dönecek. Canlı olduğumuzu anlamak için. Bu evin kan dolaşımının hala devam ettiğini anlamak için.. Ahmet’ ten başlayacaksın biliyorum”

-Çok yoruldum. Ahmet’ e bir iş ver arkasından sen takip et. Boş ver. Ben duş alacağım

“tahmin ettiğim gibi. Ahmet ardına ya Zehra gelir ya da Işıl… Muhakkak birileri bir şeyleri yanlış yapmıştır. Ve her zaman yorgunsun. Neden artık katlanamıyoruz? Neden artık hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyoruz? Neden son dönemlerde ilginç bir şey konuşmuyoruz? En kötüsü de konuşmaya başladığında cümlenin orta yerine geldiğinde neden bahsettiğini unutuyor? ”

“Aynı yatağı paylaşan iki yabancıyız. Her zaman böyle değildik. Çok güzel günlerimiz de oldu”

Hemen yanı başında her zaman solda yatana sokulup “ seni seviyorum” demek istedi. Onu ne kadar sevdiğini söylemeyeli çok uzun zaman olmuştu. Elini kaldırdı boşluğa uzattı. Boşluğu okşadı“seni seviyorum” ama söylemedi. herşeyin bir sonu vardı. Tutku onların üzerinden geçeli çok olmuştu.

“bizi bir arada tutan şey ne acaba? Tutku değil.. Aşk bitti. Sadece alışkanlıklarımız mı? Sadece alışkanlıklar için sürdürmek ne kadar dürüstçe bir davranış.”

Gene de diyemedi hiçbir şey. Boşluğu okşayan eli hemen yanına indi. Uyurken ne kadar huzurlu görünüyor. Daha önce “acaba rüyasındaki ben miyim” diye seyrettiği yüzü şuan sadece kıskandığı “huzur” için seyrediyor olduğunu fark etti. Özel bir mülke giren hırsız gibi hissetti ve gözlerini kaçırdı.

“şehvetin bu evden eşyalarını toplayıp gitmesi aşktan hemen sonra oldu sanırım. Aşksız olmasına rağmen şehvetin minik yardımları ilişkimizi ayakta tuttu. Ama şehvet aşkın olmadığı yerde uzun süre duramıyor.”

Uzun zamandır orgazm olabilmek için gözlerini yumup O’ nun yerine başkasını koyuyordu. “O da aynısını yapıyor” diye düşünüp içini rahatlatmaya çalışsa da düşüncelerde de olsa aldatmanın verdiği kendinden iğrenme duygusu her yanını sarıyordu. İçine giren penisin verdiği duygudan nefret ediyordu çünkü uzun bir süredir hissettiği tek şey “başkasına” aitti. “ hayali de olsa”. sol eliyle göğsünü tutardı her zaman.

Birleşmenin hemen ardında içinde yumuşayan penis ve birden bire sessizleşen bedenler.

Gözleri birbirine tıpkı karşılıklı iki köyün ışıkları gibi görünüyor. Ve sanki iğrenç bir şeyi yapmış olmanın huzursuzluğu ile hemen ayrılıveriyor bedenleri. O nu yatakta bırakıp banyoya koşuyor kadın. Ve aldatmayı yıkıyor bedeninden. O ana ait hiçbir nefesi ve ıslaklığı vücudunda barındırmak istemiyor. Sadece yıkıyor. Ovuşturarak yıkıyor. Odaya döndüğünde sırtüstü yatana bakamıyor. Ve sanki müstehcen bir şeyin parçası gibi hissediyor kendini. Sağ tarafa yatıyor. Çarşafa sarılıyor kendi ile müstehcen olan arasına set çekebilmek için.

“Şehvet bizi terk edeli çok oldu”

Evet, şehvet orayı çoktan terk etmişti. Ve iki kişinin paylaşabileceği en güzel paylaşım onlar için artık zorunluluktan ibaret. Sevişmelerinin ardından hissettiği üzüntü ve diğer duygular ile savaşmaktan yorulmuştu. Ellerini yastığın altına soktu. Yastığın altı her zaman serindi. O serinlik rahatlatıyordu onu.

“yarın söyleyeceğim ayrılmak istediğimi”

Ama asla yarın gelmez. Hep yarını bekler. Ama yarın hep uzaktan göz kırpar ona. “Bugün asla söyleyemem yarın” ile günler hep birbirini kovalar durur.

-ben geldim!-hoş geldin!

<>

Hiç yorum yok: