26 Nisan 2008 Cumartesi

Televizyonunuzun Ayarları İle Oynamayın

Bu yazım tamamen kendimi eğlendirmek amacıyla yazılmış bir şey.. yazıcık..
Bir tırsak oğlan kız kaçırır eskiden
Dıgıdık dıgıdık
Atar atının terkisine
Dıgıdık dıgıdık

Yazanın içsesi: tabi emin değilim kız da onu kaçırmış olabilir.

Dıgıdık dıgıdık
Akşam ayazı esmeye başlar
Tırsak oğlan içses : nerden başıma bela ettim kıçım dondu
Dıgıdık dıgıdık
Tırsak oğlan dışses: es deli rüzgar koçyiğidin bağrına
Dıgıdık dıgıdık…
Biter…

Necefli maşrapa resmi hayal edin.

yani


Çocukken hayatımıza yeni giren siyah beyaz televizyonun karşısından bir an olsun ayrılmazdım. Elimde çekirdek çitleyip dururdum.
Kilolarca çekirdek tüketmişimdir. Minik çekirdek kabuğu tepecikleri olurdu oturduğum yerde. Tabi annem bundan nefret ederdi. Ben hiç aldırmazdım. Bugüne kadar seyretmediğim hiçbir film kalmamıştır. Müzikaller siyah beyaz.. kelebek gibi ginger rogers, gene kelly, fred astaire böle valsler, aniden duran konuşmalar başlayan müzik en sevdiğimi yazı sonuna ekliyeceğim orijinal filmden” singing in the rain”

Sadece onlar değil TRT çocuk korosu ve tüylerimi korkudan ürperten şarkıları.
Orda bir köy var uzakta (derinden gelen 9 bilemedin 11 yaşında bir ses)

Ya da

Horozumu kaçırdılar suyuna pilav pişirdiler.. biligeh biligeh
Yazık değil mi horoza yahu..

Çizgi filmler.. burnunun dört bir yanını kaşıyıp kafasında lamba yanarken “buldum” diye bağıran wicky..Vikinglerden..

Ve türk filmleri.
Her türlü acıyı yaşadılar yaşattılar..kör olanlar, sonradan görüp sevgilisini kendine saçını süpürge etmiş sevgilisini tanımayanlar, havuz başında tecavüz ardına görünen kerhane yolları, Boynu bükükler, garip yetimler, mavi slip donlu amcanın annesi ile haşnafişnesini öğrenip anasına “ dağ değilsin taş değilsin benim anam hiç değilsin” diyenler..

Dikkatinizi çekerim efenim “ bu gözler neler gördü”

Şimdi bir tanesini anlatmak istiyorum. Kısaca en beğendiğim en güzeli..(son dönemin aşk meşk furyasına bir katkıda benden)

Ünlü bir müzisyendi kendisi. Sol gözüne kaçan bir karıncanın iki göz arasında yolculuk yapması sonucu kör kalmıştı ADAM. Tabi bundan önce Londra’ da ameliyatla zor düzeltilen sakatlığına sebep olan trafik kazası, sevdiği kadının kendini aldattığını öğrendiği anda dilinin tutulmasını ve orkestra yönetirken tepedeki ışıklandırmanın kafasına düşüp 10 yıl komada yatmasını ve o 10 süresinde çocuğunu taşıdığını bilmediği kendini seven kadının doğum yapmasını ve mahalle çocuklarının bu babasız doğan çocuğa “piç” demelerini, çocuğun “ ben piç değilim, ben piç değilim” demesini annesine koşmasını “ çok zoruma gitti anneeeee, bana piç dedilerrrr” demesini anlatmayacağım uzun uzun yoksa bitmez bu hikaye…

Kör olan ADAM inzivaya çekilir. Elini ayağını her şeyden çeker. Ve gazeteye ilan verir. Kendine bir bakıcı bulabilmek için. Aldattığını düşündüğü (kadınlar karışmasın bu çocuklu değil) kadın bunun yanına kimliğini saklayarak gelir. Sesini tanımaz çünkü kadın geçen yıllar boyunca alkolik olmuştur. Sesi sigaradan kalınlaşmıştır.
Adama bir çocuk gibi bakar. Elleri ile giydirir. Yatağına kahvaltı getirir. Üzerine kareli bir bataniye örtüp tekerlekli sandalye ile yürüyüşlere çıkarır( ya pardon burayı dikkate almayın bu başka filmden) ama gene yürüyüşe çıkarlar kadın adamın koluna girer.
Karşılıklı kavak ağacı sırasınca yürürler. Oraya park derler ama. Sadece tek sıra ağaç vardır. Mevsim de sonbahar büyük bir ihtimalle çünkü yaprak dökmeye başlamışlar.

Adam kadına kötü davranır. 10 senedir aynı evde kalmasına rağmen sürekli yerinden kalktıkça değdiği her şeyi yıkar. Yahu ezberleyemedin mi yerlerini?

Neyse bir gün eve aile hekimleri gelir ( biz -fukaralığın gözü kör olsun- hastane kuyruğu beklerdik) Amerika’ da karıncaların kör ettiği gözü iyileştiren bir doktor olduğunu söyler. Ameliyat tehlikelidir. Ya tamamen iyileşecek. Ya da kolunu da kaybedebilir.
Adam kabul eder. Hızla uzaklaşan bir uçak görürüz . üstünde Air France yazar ama o Amerika’ ya gidiyor canım..

1-2 dk sonra başka bir uçak iner adam sakin sakin iniyordur merdivenlerden. Kadını görür (çocuksuz) “ nayır, bu sen nolamazsın , git gözüm görmesin seni” der
Kadın kaçar. Hemen kaçısı tarif edelim. Üzerinde açık renk jile vardır. Saçlar kısa o dönemin modasına uygun kesilmiştir hani kafaya tas koyarlar tasın dışında kalan tutamlar kesilir ya öyle bir şey..elini alnına koyar. Kafasını sola doğru hızlı bir hareketle çevirir.(evet tıpkı o sözler onda tokat etkisi yaratmış gibi) ayağında topuksuz bir ayakkabı vardır. Bacak kısmı parlak göründüğü için naylon çorap giydiğini düşünüyorum. Tabi zeytin yağı ya da bebe yağı sürmüş olma ihtimali de var. Ve sahneden kaçarak ayrılır. Yalnız yüzü kameraya dönüktür yengeç yürüyüşü dediğimiz tarzın koşu şeklinde olduğunu düşünelim hayal edelim lütfen.

Aradan bir süre geçer adam yalnızdır ve mutsuz bir şekilde arabası ile dolaşmaktadır. Işıklarda durduğunda bir çocuk fırlar “sileyim abi” silerken o kirli bezle camı daha çok kirlettiğini fark etmekte midir çocuk bilemiyorum? Hangi ruh haline sahiptir adam camda yeni oluşan kocaman lekeyi fark edemeyecek kadar dalmasına sebep olmuştur bilemiyorum. Çocuğun gözlerine kamera zoom yapar sonra adamın gözlerine zoom yapar. “size kanım kaynadı amca baba diyebilir miyim?” adam dünden gönüllüdür. Arabadan çıkar çocuğa sarılır. Bir süre çocuk annesinden gizli görüşür adamla. Ve o minik veletin aklına bir gün adamı akşam yemeğe davet etmek gelir.

Adam eve gelir elinde bir buket çiçekle.

Bu yazıyı yazanın içsesi:” hıyar ne çiçeği.. çiçeği mi yiyecekler.. şöyle bir filelik Pazar alışverişi yapsaydın ya!”

İçeri girer girmez kadını tanır . tanınmayacak gibi değildir. O kadar süre zarfında hiçbir yaşlanma belirtisi kadında görülmemektedir. Ve kamera gene zoom yapar. Gözlere bir adama bir kadına.. ardına dudaklara.. titreyen dudaklara.sonra kamera kadının dudaklarına adamın gözlerine zoom yapar.
Bu kısmı kısa geçiyorum. Adam çocuğun kendi evladı olduğunu öğrenir.

Son sahne.. dar açı çekim sadece önde velet görülür. Açı genişledikçe eski model chevrolet bir kıyıya parketmiştir. Kadının üstünde gelinlik. Adam smokinle. Velette smokinleydi onu söylemeyi unuttum. Hepsi kameraya bakar ve gülümser.

“ bu kadar zaman bize katlandığınız için teşekkürler” tebessümü vardır dudaklarda.

Sonerzsebetler Film

Yukarda söz verdiğim şarkı karşınızda Gene kelly ve singing in the rain :



Hiç yorum yok: