26 Nisan 2008 Cumartesi

Merakımı kaybettim, hükümsüzdür

“büyürken hayallerim küçüldüğünden mi” yoksa “alışmaktan mı” bilemiyorum ama artık hiçbir şeye şaşırmıyorum. Şaşıramıyorum…Hiçbir şey beni meraklandırmıyor.. Yeni doğmuş bebeklerin, her farklı seste şaşkınlıkla kafasını o yöne çevirmesine ve o merakla açılmış kocaman kocaman gözlerine imreniyorum.
Her şey öyle bildik her şey öyle tanıdık ki..
Yarın için plan yapmaya bile gerek yok.. önümüzdeki haftanın ya da önümüzdeki ayın hatta biraz zorlasam gelecek yıl neler olacağını tahmin edebiliyorum.
Adamın birini dışarıda “miyavlarken” görsem büyük bir ihtimalle bilmem hangi ülkenin dağlık bir bölgesinin lehçesi diye düşünürüm.. garipsemem..
Kadının birini yol ortasında “nutella” yı eline yüzüne sürerken görsem, çikolatanın spf sinin ne olabileceğini düşünürüm bir anlık. Sonra unutur, yoluma devam ederim.
Saçlarını topuz yapıp üstüne örtü takanlara da -o sivri kafalı uzaylı gibi görünüş- son beş yılda o kadar alıştım ki, gerçek bir uzaylı görsem “tamam gelecek yıllarda da kamudasınız merak etmeyin” derim.
Sakallı, takkeli, cepkenli giyinenlere öyle bir alıştım ki evdeki 60 mumluk ampul bozulursa ve o ampulü değiştirirken ovalarsam ve hasbelkader bana “üç dilek”soracak bir ampul cini çıksa hiç yadırgamadan “merak etmeyin, isteyebileceğiniz her yasal değişiklik gelecek yıllardaki planlarda” derim.
Görüntülere alıştırılıyoruz.
Değişikliklere alıştırılıyoruz.
Ve bunun adının özgürlük olduğuna inandırılıyoruz.
İçerde kalmak..
Dışarıda bırakılmak…
Aynı..

Hiç yorum yok: