26 Nisan 2008 Cumartesi

Dispersus' un Evrak-i Metrukesi -1-

Odaya süzülen güneş ışığı yatağı yararak geçiyor ve az önce ölü olan beni yüzümü oyarak uyandırıyor. Tanımlayamadığım ve kontrol altına alabileceğimi sanmadığım bir sürü duygu gün ışığı ile birlikte gözlerimden beynime doluşuyor. Uzun süre çevremi seyrediyorum. Nerde olduğumu anlamaya çalışıyorum. Ta ki odadaki her şey, ahşap mobilyadaki damarlar, tavandaki izler tanıdık gelmeye başlayana kadar. Gözlerimi kapatınca krokisini çizebileciğimi anlayınca artık çıkıyorum yataktan. Yatak çıkmamla birlikte soğuyor… yatağın dışındaki soğuk beni ısırıyor tekrar yatağa girmeye çalışıyorum.. ama hoş geldin sıcaklığı yerini defol diyen soğukluğuna bırakmış bile çoktan. Yatağım tarafından odadan kovuluyorum.
Perdeler kapalı olduğu için güneşin henüz tecavüz etmediği salona geçiyorum. Sinmiş sigara kokusu görünmez, dostane bir duvar gibi çarpıyor. İşte o an bir sigara yakıyorum. Koltukta geriye yaslanıp ağzımdaki dumanı daire şeklinde çıkarmaya çalışıyorum. Zihnimde hala her şey bulanık . gözlerimi kapatıyorum ve beynime birbiri ile alakasız görüntüler doluşuyor. Ve beynimde çınlayan birkaç cümle sanırım bir şiirin parçası ama ne şairi aklımda ne de kalan kısmı
ve her şey hızla yetişti
sonra sarı bir günün kahverengi yarınına
ve her şey dönüştü işte
kahverengi bir çarşambadan sapsarı bir cumartesiye

İçimde ruhumun büküldüğünü hissetmeye başlıyorum. Görmediğim bir el boğazımı sıkmaya başlıyor ve sanki az önce birini kaybetmişim gibi-ki hiçbir kayıbın bu acıyı veremeyeceğini de için için biliyorum- Dolaba koşup hapları alıyorum –sarıdan 1 tane beyazdan 2 tane pembe yarım –tüm içsem ölür müyüm?-

Nerdeyim
Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim
Para bozduranların az çok bildiği
Adres soranların gene bildiği
Bir sokakta bir aşağı bir yukarı
Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği
Amansız bir güceniğim

İlk yarım saat kendi kuyruğumda dönensemde daha sonrasında beni bekleyen refah ve güven hissi, kendini ait olduğun yere ait olduğun insanlara dönmüşsün gibi hissetmek aşırı mutlu ve zinde hissetmeyle birleşir ve yarım saat öncesinin nahoş duyguları yerini suni bir keyife bırakır. Bir ibadet gibi hergün ve gene tıpkı bir ibadet gibi belirlenmiş zamanlarda tekrarlanır.
-antidepresanınız varsa alayım. Teşekkürler .

Değişken renklerde ve ebatlarda bu sevimli kutular çoğumuzun sığınağı,camisi, sinagogu, kilisesi, pagodası ..ve bu minik renkli haplar bize geçici vicdan rahatlığı, mutluluk veriyor.
Oral yoldan alınan sükunet ve huzur. Likit veya tablet İsa, Muhammed ,Musa veya Budha
Hergün belirli saatlerde tekrarladığımız bu ayin ile korku ve endişelerimiz kasırgadaki toz gibi savruluyor.

Aynaya bakıyorum. Parmaklarımı saçlarımın arasından geçiriyorum. Gördüğüm şey ben değilim. Aynanın öte tarafı da alice ‘in aynalar diyarı değil. Gördüğüm şey sadece korku, endişe ve birazda boşvermişlik. Aynada hareket eden yansımaya sakin ve güçlü gibi görünmeyi öğretiyorum ve onu yeni güne, cehennemin tatmak zorunda kalabileceği hertürlü çeşnisi için hazırlıyorum. Saçlarımı tarıyorum. Islatıyorum gene tarıyorum çünkü hala ordan buradan çıkıyor. Üstümü düzeltiyorum. Günlük şeyler işte… her günkü sabah-düşünmeden-düzeltme ritueli.
Az önce aldığım minik İsalar etkisini göstermeye başladı. Cebren ve hile ile zoraki dürtülerek üretilen mutluluk hormonu beynimin kıvrımlarında kırmızı başlıklı kız edası ile dolaşmaya başladı.
Yüzüme sahte bir gülücük kondurup dışarı atıyorum kendimi. Normalim … diğerleri gibi… senin gibi….
Kapıyı iyice kapadım
-kapadım mı , evet kapadım-

Hiç yorum yok: