BANA AŞK VER
-seni hiç terk ettim mi?
-hayır. Hiç olmadın ki terk edebilesin
Dikkat edin eğer bir kadın kafası sağa ve ya sola hafif eğik bir şekilde gözleri uzaklara dalmışsa. Hayır düşünmüyordur. Hayal ediyordur. Geleceği hayal ediyordur. Akşamı hayal ediyordur.Dinleyebilseydik keşke! Çok zordur iki kişi adına düşünmek. Sorular ve olası cevaplarla kurgulamak. Tek kişilik hem kendisi, hem aşk olmak zorunda olduğu bir tiyatro. Hem kendi adına cevaplar vermek hem aşk adına cevaplar vermek.olasılıkları değerlendirmek ve kendini hazırlamak yarına..
İçeri giren ve çıkan insanlar..
Bunlardan bir tanesi acaba onun geleceği mi?
Her gün karşılaşılan yüzlerce erkek..
Bunlardan acaba hangisi gerçek aşk?
Gerçek aşk nedir?
-seni o kadar seviyorum ki.. seni yıllardır tanıyor gibiyim..-Bir nevi hipnotize durumu gibi. Senle tanıştığımdan beri hayatımın sensiz olan kısmına ait anılar tamamen silinmiş gibi. Sanki senden önce yoktum gibi.
-hiç mutlu olduğun bir ilişkin oldu mu? Seni mutlu eden?
-elbette oldu
-peki sonrası..
-sıkıldım
Aşk sevmekten o kadar farklı ki.
-Seni beni anladığın için seviyorum
Seni çok zeki olduğun için seviyorum
Seni güzel yemekler yapıyorsun diye seviyorum
Seni üzerime titrediğin için seviyorum
Seni beni sürekli kolladığın için seviyorum
İhtiyacım olduğunda yanımda olduğun için seni seviyorum.
Benim için bir şeyler yapıyorsun sürekli o yüzden seni seviyorum
Ama aşkta sebep olmuyor. Geçicidir aşk. Vücudumuzda varlığından bile haberdar olmadığımız tepkimedir aşk. Tıpkı güneş çekirdeğinde olan tepkimenin doğurduğu enerjinin yüzeye doğru binlerce atom bombasına eşdeğer patlamalar yaratması gibi. Ve büyük kocaman koyu renkli dipsiz ama yakıcı lekeler yaratması gibidir aşkın hayatımıza etkisi.
-seni o kadar seviyorum ki .. Senden başka kimse yok gibi geliyor. O kadar yoğun duygu ki sen olmazsan ölebilirmişim gibi geliyor.
Proust der ki “sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geriye dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir”-Madem Proust dan örnek verdik Vadideki Zambak’ da geçen bir cümle vardır aşkı tarif eden.. yeni aşkı tarif eden.. Onu da ekleyeyim:
“içine girdiğim yeni sevdanın insanı mahveden bir tarafı, kendine özgü bir elektrik akımı vardı; sizi yarı uykuyu andıran bir uykusuzluğun fildişi kapılarından göklere salıyor, ya da kanatlı sağrısının üstüne, terkisine alarak geri getiriyordu; nankör bir aşktı bu, kendi kurbanı olan cesetlerin üstünde kahkahalar atan korkunç bir aşk. unutkan bir aşk, İngiliz politikasına benzeyen, bütün erkekleri öksesine düşüren taş yürekli bir aşk.”
İnsan kendini kanatmayı seviyor galiba. Hayali bıçakları kendine saplayıp içinden akan acıyı seyretmeyi seviyor.
-seni o kadar seviyorum ki. Sevgimden başka hiçbir şeyim yok. Kollarım bile o kadar güçsüz ki ancak sana sarılabilirler fakat seni bana kenetleyecek kadar sıkı tutamazlar. O yüzden gitmemek senin seçimin olsun.
-seni o kadar seviyorum ki aklım çok karışık. Kafamdaki düşünceler buruşmuş kağıt gibi..
Evet, kafası gerçekten karışık. Bu karışıklığı ne ile gidersek ki? Ve düşünceleri de ıslak bekletilmiş ipek gömlek gibi buruşmuş. Düzeltilmesi çok zor ancak iyi bir buharlı ütü düzeltebilir.
-seni o kadar seviyorum ki. Hayat sanki senle birlikte geldi bana..
Sevdiği filmlerden özenle seçilmiş cümlelerin kolâjı beyninde her an uygun durumda kullanılmak üzere durur. Ve o an geldiğinde söylediği cümleler dudaklarından çıktığında onları kendinin sanır. Zaten o cümlelerdekini o an gerçekten hissettiği için de onun cümleleridir artık. Ve evet kendine bir beden büyük gelen hayat onun hayatına girmesi ile kendine gelmiş gibidir. Bu bir beden büyük hayatı ancak iki kişinin tek vücut olması doldurabilir ve o an için birleşmesi gereken vücut O’nundur.
- hayatım sensiz anlamsız..
Aslında onla iken de hayatı anlamlı olmuyor. Sadece o an ve o duygularla ona anlamlıymış gibi geliyor. Hayata anlam aramak ve kendi hayatına başkasının varlığı ile anlam yüklemek gayet insani.
İnsani bir duygudur aşk. Kimine göre (bana göre) insanın kendini doğadaki diğer varlıklardan daha yüce hissetmek için tamamen öldüremediği içgüdülerine daha güzel elbiseler kılıflar dikmesinin sonucudur. İnsanı insan yapan duygulardan biridir aşk. Hayat seçimlerimiz ve pişmanlıklarımızın birleşim kümesidir. Doğum ve ölüm arasında hep ileri doğru akan düz çizginin üzerindeki minik sapmalardır. Aşk geçer ve çizgi geri aynı doğrultusuna döner.
Ve birden aşk giriverir kapıdan..iş, ev ,arkadaşlar, aile ve kendisi olan bütünlükken hayat, içeri düstursuz giren aşkla birlikte anlam kazanmış gibi olur. Sanki bir şeyler eksik de yeni tamamlanmış gibi olur. Ve insan kendine sözler vermeye başlar” her şeyi doğru yapacağım” sözü..çünkü korkar evine kadar gelmiş aşkı kaybetmekten korkar. Eğer bir şeyleri yanlış yaparsa daha pasta, kahve, çay ikram edemeden aşk gerisin geri gidecek sanır.
Bedensel sevgi veya aşk ya da yalnızca hayranlık.. Aşk hiç yoktu. Birden geliverdi ve fısıldadı kadın:
-sen hep orda bir yerdeydin. Beni hiç terk etme olur mu?
-Seni hiç terk ettim mi?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder