Filmlerden bahsederken zombilerden bahsetmemek olmaz. Bugünkü konumuz zombiler. Hayatımıza nasıl girdiler, neden çıkmak bilmiyorlar, kazandırdıkları nedir, kaybettirdikleri nedir, bir zombi politikacı olursa hatta başbakan olursa ne olur? Zombiyi masaya yatıracağız, kendimizi ısırtmamaya dikkat ederek inceleyeceğiz, kıçına iki şaplak atacağız ve sonra geri göndereceğiz.
Atalarımızın bir sözü vardır” rüzgar ekersen fırtına biçersin” ya da “ harmanda izi olmayanın ekinde hakkı olmaz” son atasözü alakasızdı kabul ediyorum. Aslında sürekli bir şey ekersen sonucunda ektiğinin iki katını elde edersin, iyiyse ne ala, kötüyse banane..
Binyıllardır ölü ekiliyor topraklara, artık zombi biçmenin zamanı gelmişti. Zombiler filizlendi ve Hollywood’ da yeniden doğdular.
İlk zombiler yengeç dansı yapar gibiydiler. Hani Fenerbahçe’ nin yengeç dansı . aslında o versiyonu hızlı sanırım Galatasaray’ ın şampiyonluğundan sonra yaptıkları yengeç dansı “böyle isteksiz, hareket etmeye ne mecalleri ne de istekleri var şekline” daha çok benziyor.
Ve ilk zombiler “taze beyin” diye hırlayıp gezerlerdi. Canlı olana düşmanlıkları çok belirgindi.
Sonra zombiler de giderek geliştiler daha hızlı hareket etmeye başladılar, yeme içgüdüsü ile hareket eden zombiler yerlerini tuzak kuran, düşünebilen zombilere bıraktılar.
İşte zombi evrimi kısaca böyle özetlenebilir.
Şimdi en önemli kısıma geçelim . ölüler heryerden akın akın geliyor, böyle ileri doğru hep salına salına yürüyorlar. Amaçları beslenmekten öte herkesi kendileri gibi yapmak. “Ben neysem o da öyle olsun zombi zombi geçinip gidelim bu dünyada” amacındalar. Bu amaçlarını şurdan rahatlıkla anlayabiliriz. İçgüdüleri ile hareket eden ve sadece yemek için parçalayan bu zombiler neden birbirlerine saldırmıyorlar ? kendileri gibi olmayan hayvanlara değin parçalayıp yerler, ısırırlar ama “imhotep, imhotep” diye diye vecde gelmiş gibi yürüyenler gibi ilerlerken asla birbirlerine saldırmazlar. Daha önce de dediğim gibi amaçları herkesi kendileri gibi yapmak.Gayet doğru..
Herkes öyle değil mi? Kendine daha iyi bir yaşam alanı sağlayabilmek için herkes çevresindeki insanları değiştirmek istemez mi? Onları kil hamuru olarak düşünüp, mıncıklayıp, yontup istedikleri şekle sokmayı herkes düşünmüştür zaman zaman.
İlk kurbanlar verilir, geriye bir avuç insan kalmştır. Karşı semtin benzin istasyonunda çalışan bir genç, erkek arkadaşını zombi kapmış bir kız, barda eğlenirken zombi istilasından bir şekilde sağ kurtulmuş bir adam, hamile bir kadın, muhakkak onlara yol yöntem gösterecek askeriyeden kovulmuş bir adam ve tırsak bir adam. İşte bu insanlarda değişim birden yaşanır. Düne kadar kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan, dışarıda görsen vasat diyeceğin, zayıf güçsüz bu kadın ve erkek grubu birden değişiverir. İçlerindeki savaşçı ruh birden pörtleyiverir. Hani “rambo” filmlerinden alışık olduğumuz savaşa tek başına giderken hazırlanması vardır ya. Her biri bir “rambo” ya dönüşüverir. Silahlanır ve kırk yıllık savaşçı gibi davranmaya başlarlar. Hatta ne hikmetse hepsi kendini koruma ve dövüşme sanatlarında birer usta oluverirler.
Burada bir parantez açıyorum : aslında “ rambo” dan daha sonraki yazılarda bahsetmek istiyordum ama burada sırası gelmişken belirtmek istedim. Rambonun başına bir bandana takış şekli vardır. Tüm hazırlığını yapar ve en son o bandanayı alnına takar. Bir örtüyü alına o şekilde takmak “rambo” tarafından keşfedilmemiştir. Hatta ileri giderek söylüyorum : rambo taklit etmiştir.
O başa bandana ya da örtüyü o şekilde bağlama şekli ilk olarak Anadolu’ da görülmüştür. Aspirin yok, majezik yok ya gripin bile yok iken kadınlarımızın başı ağrıdı mı tülbentlerini( türban değil türban işlevsel değildir) başlarına aynen o şekilde bağlarlardı. Ağrı kesilir miydi?bilemiyorum ama işe de yarıyor demek ki.-bir ara deneyip söylerim- burada açtığım parantezi kapatıyorum.
Bunlar savaşarak, tekme atarak zombilerin kafasına ağır bir şeyler indirerek kendilerini koruma altına alırlar. Tırsak adamı bir zombi ısırır, virüs yayılmadan kolunu koparırlar. Yani adam elini verir kolunu kaptırır.
Ve işin ilginç yanı hamile olan kadına aşırı ihtimam gösterirler. Burada kadına büyük bir misyon biçilmiştir. Kadın “Havva” dır. İnsan soyunun devamını karnında taşıyordur. Zaten filmin sonunda da nurtopu gibi bir çocuk dünyaya getirir.
Ve bizim savaşçı grup korunan bölgeye varırlar. Bir şekilde zombi istilası da bastırılmıştır.
Yeni dönem filmleri işte bu kısımdan itibaren başlar. İnsanlar kendilerini korumak için yüksek duvarlar inşa eder. Ve korunmanın tercih edilen tek yolu : dışarıdaki gücü kontrol edemiyorsan kendini kontrol altında tut.
Burada tekrar bir parantez açıyorum: daha önce doğa ile iç içe avlanarak yaşayan insan toplu yaşama geçtikçe ilk korkularının üstüne başka korkular da eklendi. İlk korkuları doğa üstü tanımlayamadıkları varlıkların kendilerine dokunması idi. Giyecek hicaptan öte kendini korumak için dışarı ile kendi bedeni arasına bir engel koymak için giyildi (üşümek bile aslında bundan sonra gelir) giyecek yeterli gelmeyince evler inşa etti kendini hapsetti. Daha sonra kilitler, kendilerini kilit altına aldılar. Ama artık sadece doğa üstü varlıklar değildi tek korktukları. Diğer insanlardan da korkmaya başladılar. Kendilerini sınarları çizilmiş ülkelere hapsettiler. Burada parantezi kapatıyorum belki bu konuyu daha sonra yazarım tekrar.
Artık insanlar zombileri dışarıda bırakacak şekilde kendilerini yüksek duvarları arkasına kilitlemişlerdir. Artık korku biraz olsun hafifleyince insan gene tutkuları ile baş başa kalır.
Gene hiyerarşi oluşur gene alt tabaka en dipte üst tabaka en yukarda. Eşitlik biter. Sadece hayatta kalma mücadelesi insanları bir süreliğine eşitlemişti. Fakat “öküz öldü ortaklık bitti” misali dıştan gelecek tehlikeye karşı kendilerini güvencede hissetmeye başladılar mı ilk işleri içerde de DİĞERLERİ ile aralarına sınır çizmek olur. İlkel bir hiyerarşi.. sıralama şu şekilde olur : yöneticiler, bilim adamları, din adamları, savaşçılar, işçiler ve daha alttakiler. İşte bu en alttakileri anlatayım çünkü diğerlerinin görevleri az çok belli..
Efenim en alttakiler üsttekilerin oyuncağıdır, yemleridir, kuklalarıdır.
Virüse karşı ilaç geliştirmek için canlı denekler gerek, değil mi?
Savaşçıların avlanabilmeleri için bir yeme ihtiyaçları var, değil mi?
Din adamları “ sahte umut” dağıtacakları bir tebaya ihtiyaç duyarlar, değil mi?
Yöneticiler de eğlenmek isterler. Mesela arenada bir zombi ile dövüştüreceği “varlığı yokluğu bir” olan bir canlıya ihtiyac duyar, değil mi?
Elbette.. tüm soruların cevabı bu işte..
Ayrıca bu piramidin üstünde olanlar ani bir zombi saldırısında kaçabilecek zamana sahip olabilmek için canlı duvarlara da ihtiyaç duyarlar.
Velhasılı ben bu filmlerde en çok zombileri seviyorum. Böyle bir durumda gönüllü olarak kendimi ısırtırım. Sürekli korkmaktansa, korkulan olmak daha yeğdir.
Yürü yarı bilinçli bir halde ileri doğru marş marş..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder