22 Mayıs 2008 Perşembe

Filmler ve Televizyon -1-

Yola Palalarla Devam Edeceğiz

O kadar yazdım bir garip vaka daha var onu da yazmadan geçemeyeceğim. Benim ekşi sözlükte iken hazırladığım bir yazı vardı. Yedeğini almadığım için kaydım silindikten sonra silinip giden.. pek hatırlamıyorum ama aklımda kalanlar ile yazmak istiyorum.

Ben tam 80’lerin çocuğuyum. Diziler, filmler seyretmediğim hiçbir şey kalmadı sayılır. O kadar ki artık televizyon karşısında vakit bile geçirmiyorum(bıktığım için) ya da herhangi bir nedenle bir film seyrediyorsam %99,5 filmin gelişme bölümünde neler olabileceğini sonucu ne olacağını kestirebiliyorum. Köle isaura’dan köklere, pembe dizilerden (bitmek bilmeyenlerden) Cuma geceleri yayınlanan korku filmi kuşağına kadar hepsini seyrettim. Hatta bir film vardı adını hatırlamıyorum. Konusu kısaca:
Bir çocuk adı Karl Michael babası tarafından sakat olduğu için öldürülüyor(küvette boğularak) ve evin yanında kuyuya atılıyordu. Sonra miras için çocuğa ihtiyaç duyan bana bir yetimi evlat edinip Karl Michael’ ın hem adını hem de hayatını bu çocuğa veriyordu. Sonra bu ruh yıllar sonra başına gelenlerin ortaya çıkmasını sağlıyordu.

Neyse aslında konum bu değildi anlatmış oldum.

Aksiyon filmlerinde özellikle bir hazine arayan filmlerde olur bu. bir grup ormanın tam ortasındaki mabete ulaşıp yıllardır yeri bilinmeyen bir hazineye ulaşmak isterler. Bir de rehber bulurlar. Cipleri ile yolun bitip ormanın başladığı yere kadar gelirler. Rehber bundan sonra katırlar ile yola devam edileceğini belirtir. Katırlarla da bir süre ilerlerler ve gene sevgili rehber geri kalan yolu yayan gitmek gerektiğini acıklı bir yüzle belirtir. Rehber her birine birer pala verir ve birlikte balta girmemiş ormana dalarlar. Yol boyunca dalları kese kese ilerlerler. Ve muhakkak her filmde vahşi hayatı seven 2-3 yiğido ve sineklerden nefret eden böyle şehir hayatına uygun sürekli böcekleri uzaklaştıran spreyi eline, yüzüne sıkan biri olur.
“Yahu be adam sen ormana dalmasan olmaz mı ?”
Yol boyunca bir arkadaşları yanlışlıkla bataklığa gömülür. Ve “ hasta la vista” diyen Arnold misali bataklıkta kaybolur.
Bir diğer arkadaşları yerliler tarafından vahşi hayvan avlamak için yapılmış bir bubi tuzağına basar. Bir taşla iki kuş misali iki kişi burada can verir. Şöyle ölebilirler. Birden nerden geldiği belli olmayan kazıklar, birden sallanmaya başlayan kütükler..
Bu arada geriye bir rehber, yiğidolardan sadece ikisi ve “benim ormanda ne işim var diyen bay herşeydenşikayetçi bir de aralarına hasbelkader katılan güzel bir kadın-ki bu kadın filmin ilk otuz dakikasında görülmez- hatta bir sahnesinde kadın suya düşer ve soyunur biz sadece sırtını görebiliriz iki saniye kadar sonra giyisileri kurumuş bir vaziyette yola devam ederler. aralarından yiğido olanlardan biri ile aşk başlar.

Ve zorluklarla ilerleyen artık bir eldeki parmak sayısı ile hesaplanacak grubumuz mabete varır. Fakat o da ne?
Kötü adamlar oraya onlardan önce varmıştır. Hemde ortadaki açıklıkta adamların malzemelerini taşıyan bir araçla (hatta 2 araçla)

İşte bu kısımda ben sinirleniyorum. Rehbere tabi ki?

Yahu arabalarla ulaşılabilicek yere adamları neden yürüterek getirdin? Ya o palayı belki de hayatlarında ilk defa kullanan insanlar bacaklarını yaralasalardı? Ya o yok yere ölenlere ne demeli?
Burada her zaman filmdeki yiğidolardan, mabeti, kötü adamları, hazineyi bir süreliğine unutup bunu düşünmelerini beklerdim. ve her şeyi geride bırakıp bu angut rehberi ellerinde pala ile başladıkları noktaya kadar kovalamalarını beklerdim.

“ama hiç olmadı sevgili blogum” - bu kısmı bir kere olsun ben de kullanayım diye koydum-

-Devam edecek-

Hiç yorum yok: