28 Mayıs 2008 Çarşamba

Korku Filmleri

Daha önce bir çok yere yazdığım ama sürekli site editörleri ile düştüğüm tersliklerde kurban olan seçilip yok edilen yazılarımda da yazmıştım. Çoğu habersiz gittiği için yedekleri de elimde yok.

Neyse efenim ;
Uzun yıllarımı televizyonkolik ve sinemakolik olarak geçirdiğim için – daha öncede belirtmiştim- birçok filmi izleme olanağım oldu. Dünya sinemalarında başlayan her yenilik muhakkak kendini Yeşilçam’ da da( bir ara Babıali yi de bir cümlemde kullanıcağım içimde ukte kalmasın hiçbir isim ve kelime) gösterdi.
Mesela küçük hanımefendi filmleri yapıldı bizim burada göz dolduran ihtişamı ile Belgin Doruk, sonra dünya sineması çocukların başrol oynadığı filmler yaptı.. ee bizimkilerin neyi eksik ? bizde de Ayşecik, Ömercik ve diğerleri yapıldı. Ardına korku sineması.. ilk drakula filmlerinden biri Nosferatu ise dünyada, bizde de “Drakula İstanbul’da” yapıldı başrolde Atıf Kaptan vardı. Hatta filmde bir çok sahne daha sonra Amerika sinemasında kullanıldı. Ya da bir diğer korku filmi Çığlık, 1949 da yapıldı ülkemizde. Tabi yabancı drakulalardan sakınmanın yolu sarımsak, haç ve incilse bizim İstanbul drakulasından korunma yolu tıpkı filmdeki diğer karakter Avukat Azmi’ nin yaptığı gibi muska idi.

Yurtdışında 70 li yıllarda korku sinemasının kült filmlerinden olan “the exorcist”- şeytan- çekildi.. ee biz duracak mıyız? Metin Erksan tarafından 1974 yılında “şeytan” adlı film yapıldı ama üzülerek söylemek gerek “the exorcist” filminin birebir kopyası sayılırdı.

Bilimkurgu filmleri dönemi başladı dünyada yıldız savaşları, atılgan gemisi ve kaptan kirkli mr spaklı uzay yolu ve diğerleri.. bizde neden olmasın? dünyayı kurtaran adam, turist ömer uzayda..

Spielberg E.T yi çekti, bizim E.T. mizin adı Badi idi.

Elbette yetersizlikler, o dönemde animasyonlar vardı biz mi yapmadık denilebilir- ki yerden göğe haklılar.

Ama ben bir konuda konuşmak istiyorum. Korku filmleri, gerilim filmleri…

Bence Türkiye de korku ve gerilim filmi yapılamaz….çünkü korku ve gerilimi verecek durumlar ile ülkemizde karşılaşmamız mümkün değil.

Örnekleyeyim:

- bazı filmlerde oyuncular gecenin bir yarısı uyanır ve karanlıkta yatağın altına bir cisim düşürürler. Hemen almalıdır o cisimi. Eğilir yatağın altına ve olaylar gelişir…

bizde bu mümkün değil. Eğri oturalım doğru konuşalım. Sabah erken kalkacaksın işe, okula ya da ne bileyim sadece erkenden gidecek olanlara kahvaltı hazırlaman gerekiyordur. Gece yarısı uyandın... yapacağın tek şey yeniden uyumaya çalışmak olur. Öyle kıpır kıpır bir şeylerle karanlıkta uğraşmaz kimse. Hadi uğraştı diyelim.. yatağın altına düşen cismi o an..o karanlıkta hangimiz eğilip alır yahu? Sabahı beklesin deriz. Çoğu zaman günlerce yatağın altında konakladığı olur o cismin. Ta ki gerekene kadar. Ehh o zamana kadar yatak altındaki varlık çoktan sıkılmış olur zaten.

- bazı filmlerde gençler topluca kampa giderler. Aralarından birinin tuvalet ihtiyacı olur. Gruptan ayrılır ve başına gelmedik kalmaz.

Maalesef biz de bu da mümkün değildir. Hayatları sürekli o sınavdan öbür sınava koşmakla geçen gençlere pek vakit kalmaz. Ama gene de kamp yapabildiklerini düşünelim. Bizimkiler kirpi ailesi şeklinde hareket ederler. Yani biri bir yere mi gidecek, diğerleri de peşinde... hiçbir sapık aralarından bir kişiyi tek başına yakalayamaz.

- gene aynı gruptan biri kaybolanı aramaya gider. Böylelikle sapık onları tek tek avlar.

Bu da yukarda anlattığım gibi komun şeklinde hareket ettiğimiz için geçerli değil

- sapık, seri katil kadını gözler. Kadın yalnız yaşıyordur, ailesinin evinden ayrılmıştır. Kadının ne zaman nerede olacağını, ne zaman eve döneceğini bilen sapık kız gelmeden önce eve girer ve kızı beklemeye başlar.. kız gelir ve gene acı son. Adam iz bile bırakmadan kaçar gider.

Bizde bu durum hiçbir filmde uygulanamaz. Çünkü hiç kimse kolay kolay kızının evlenmeden evden ayrılmasına izin vermez. Hadi gene oldu ya? Komşu öğesini unutmayalım arkadaşlar. Bir dikelek amca muhakkak balkon nöbetindedir yahut bir dedikodu kumkuması teyze pencere arkasından gözetliyordur. Bu canlı gözetleme kuleleri evin içinde en ücrada duran eşyanın yerini değiştirseniz bile fark ederler. Yani kızcağız evine gelmeden bu namus radarları, evde bir erkeğin ya da kadının olduğunu görür fuhuş var diye polisi ararlar. Kız gelmeden önce sapık çoktan yakapaça yakalanmıştır. Kızı da mahalleden kovarlar. Kızın sevgilisi değil sapık olduğu anlaşılsa bile kovarlar nedeni basittir: bu gelmeden önce öyle temiz mahalleydi ki hiçbir sapık bu mahalleye giremezdi

- birden elektrik kesilir ve tavanarasından garip tıkırtılar gelmeye başlar. Kahraman uyanır illa ki gidip aşağıda kilerden sigortaları kontrol edecektir ya da tavanarasına çıkıp tıkırtıları kontrol edecektir. Ve gene aynı son.

Biz de maalesef bu da işe yaramaz. Elektrik kesintilerine alışığız basit bir kesintidir denir ve uykuya kaldığı yerden devam eder. Tavanarasındaki sesler mi? Faredir canım, şimdi kim gidip bakacak yarın bir kapan almak şart!

Bir Seven filmi ülkemizde asla çevirilemez. İnsanlar o kadar sıkışık yaşıyorlar ki.. (alan darlığından kaynaklanan sıkışıklık değil) herkes bir başkasının hayat alanına burnunu sokmaya o kadar hevesli ki..çok ıssız sanılan yerde bile insan aslında tek başına değil.

Tabi böyle bir hayat, başkalarının algılarının içinde yer edinme isteği ve başkalarının hayatlarını öğrenme isteği, insanları bu tarz filmler gibi durumlardan kurtarabiliyor.

Ama mesela ev içi şiddet, ensest, tecavüz veya töreselleştirilmiş cinayetler..

Ülkemizde rahat rahat bu konulardan filmler yapılabilir. Başkasındakini görme isteği insanın kendindekini görmesini engelliyor. Ya da sadece susuyorlar kurbanlar..

2 yorum:

Unknown dedi ki...

"kirpi ailesi"ni tuttum. ben "boncuk aile" diyorum onlara. denize bile topluca girerler, hatta çember oluşturup ööölece dikilirler, tüm tatil keyfim de kaçar.

bir de türk yazarlar arasından neden bir agatha christie çıkmadığını da ben söyleyeyim: 1 malikanede cinayet işlenir, polis hepsini içeri alır. malikanedeki 10 kişi birden cinayeti işlediğini hatırlayıverir. ne güzel di mi? gri hücreleri çalışan poirot'ya ne gerek var?

Erzsebet dedi ki...

:)) süper bir yorum Camille. değil mi? 10 u birden cinayeti işlediğini hatırlar hatta o sırada orda olmayan fakat maktulle ilişkisi olan bile itiraf eder bir gecenin sonunda:))