Bir arkadaşım bana önermişti okuyayım diye. “Erzsebet, harika bir kitap hem uzakdoğuyu anlatıyor, hem sürükleyici bir kitap”
Ve aldım.
Eve gittim okumaya başladım yaklaşık bir saatte ikiyüz sayfasını okumuştum bile. Biraz daha devam ettim ve kitabı bir daha açılmamak üzere kapadım hatta evde durmasın diye o kitabı almayı düşündüğünü söyleyen ilk kişiye hediye ettim.
O ilk okuduğum kısımlardan sonra uzunca bir süre kendime gelemedim. Aklıma Tutunamayanlar’ daki Selim Işık geldi. Hani Selim Işık için Turgut’ un duası-tamamını alamayacağım çünkü oldukça uzun :
" Allahım, onu neden yalnız bıraktın? Neden, yalnızlığının verdiği çaresizlikle can sıkıcı ilişkiler kurmasına izin verdin? Neden, geçirdiği her dakikanın hesabını sordun, içini ezdin? Neden, korkuyu göğsünden çekip almadın? Neden, suçluluk duygusunu üzerinden atmasına yardım etmedin? Neden, apartmanın bodrumunda saklambaç oynarlarken Ayla’yla yalnız kaldığı zaman kıza dokunacak cesareti vermedin ona? Oysa, bu çeşit küçük cesaretleri en değersiz kullarından bile esirgememişsindir.
….
Meyveleri gösterdin de ağaca çıkarma becerikliliğini esirgedin. Neden küçük yaştan Latince, Eski Yunanca, Fransızca, İngilizce filan öğretmedin ona? (Sen ki bütün dilleri ezbere bilirsin).”
Aynen bu halet-i ruhiye ile kendime acımaya başladım. Selim ve Minik Mozart’la karşılaşan Salieri misali üzüntüye boğuldum.
“benim nem eksik kujum?”
Kitaptaki adam dokuz dil ve bir o kadar lehçe biliyordu. Dünyadaki hiçbir yer onun için yad el değildi. Dünyadaki heryerde adamın kalabileceği bir saray yavrusu vardı.
Adam aklınıza gelebilecek her türlü dövüş sporlarını biliyordu. Ve diğer extrem sporlarla ilgileniyordu.
Bütün kadınlar çevresinde pervaneydi. Kamasutradan başlayarak uzakdoğuya ait tüm sevişme sanatlarını biliyordu. Kitapta hele bir sevişme bölümü vardı ağzı açık ayran delisi eder insanı (konuştuğum bu kitabı okumuş her yüz kişiden 99 u ya bu adam gibi bir sevgilisi olsun istiyor ya da tam tamına bu adam gibi olmak istiyor) “Her genç kızın rüyası zetina dikiş makinası” gibi..
Bir de üstüne üstlük bir “ go taşı” ile bir insanı etkisiz hale getirebiliyor hatta öldürebiliyordu.
Adam dilbilimci, adam filozof, adam tek kelime ile supremann.
Ben başımı sokacak bir yer bulsam kıçım açıkta kalır misali dil öğrendim spor ile hiçbir alakam olmadı. Değil yarasalarla dolu bir mağaraya girebilmek yol kenarında kurbağa görsem ürkerim. Recai ‘yi bile uzaktan severim.
Demem o ki:
Sayın yazarlar lütfen biraz daha gerçekçi olun lütfen. İnsanların kendisi ile özdeşleştirmek bir kenarda dursun rüyalarında bile olamayacağı tipleri yaratmayın.
Komplekse girdim. (hala da çıkamadım)
Not: supremann doğru yazılmıştır. Madde 22 adlı kitapta Nietzsche’ nin über-mensch ine bir nazire olarak yazılmıştı.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

4 yorum:
be kadın nikolai hel'i kıskanacağına, koynuna giren kadınları kıskansana!
Amma ters kadınmışsın yahu!
ya elbette o kadınların yerinde olmak istenir. fakat şöyle düşün:
"ona balık vereceğine balık tutmayı öğret"
nikko gibi oldun mu zaten herşey emrine amade.
ben nikko yu kıskanıyorum işte , hasetimden çatlıyorum
nikko kim be yaw?
nicholai hell tabi ki.. onun sevgilileri ona kısaca nikko derler:)
Yorum Gönder