1 Haziran 2008 Pazar

Rüyalarım, Annem ve Ben

Kıçı açık uyumaktan olabilir. Ki zaten akla en çok yatanı bu.. zira gece boyunca döner dururum. Saat yönünde dönerim. Herhangi bir sebeple gece uyandığım zaman yataktaki pozisyonumdan saati tahmin edebilirim. Ve böyle dönerken dönerken üzerimde ne varsa atarım. Yani gene başa dönüyorum kıçı açık yatmaktan kaynaklanıyor diyenler haklı. Ne konuda? Son günlerdeki rüyalarım hakkında… Freud bile gelse açıklama da bulunamaz.

“Yok Freud abi ne silah görüyorum ne de rüyada parmağımı emiyorum.Akşam ağır bir şey de yemiyorum.”

Ama geceleri filmi takıyorum sabaha kadar seyret.. kimi yeri siyah beyaz, kimi yeri renkli, bazen arka fonda benim sesimle bir müzikal, bazen de sessiz film..

Son rüyalardan biri safaride bir grupla alakalıydı turuncu goriller ve tamamen şiddet doluydu.
Ondan sonra beynimdeki dvd de komedi filmlerine taş çıkaran rüyalar ve en son rüyanın yanında aksiyon filmleri yaya kalırlar. Konularını, olanı biteni anlatmak uzun sürer. Ben sadece son rüyamdan en ilgi çekici bölümü söyleyeyim. Ve onun bir de gerçek versiyonu var onu anlatayım.

Ben rüyalarımda normalde hiç başrol ya da yardımcı kadın oyuncu rolünde olmam hatta çoğu rüyamda ben bile olmam. Sadece seyirciyimdir. Son rüyamda ise kısa bir bölümde figürandım. Ama her şeyi anında takip edebiliyordum.

Ben ölmekteydim arkadaşlar. Evet hayata veda ediyordum. Başucumda annem (aileden başka kimse yanımda yoktu) vardı ve bir sürü doktor. Son nefesimde organlarımı bağışlıyordum. Ama sebebi daha çok ölü sanılıp yakılmamak için. Yani ölmeden cenazemde ölü olmayı garanti altına almaya çabalıyordum ( ölüm korkusu diyen çıkabilir değil efenim zerre kadar öyle korkularım yok bende daha çok ölememe korkusu var) yattığım yerden doktorlara “böbreklerimi alın, karaciğerimi alın, eliniz değmişken kalbimi de alın” diye direktifler veriyorum. Doktorlar ise ses çıkarmadan tek tek içimi boşaltıyorlar. Ama ölemiyorum yahu… ölü sayılıyorum ama ben hala konuşuyorum. Aynı anda da “hala ben neden ölmedim” şeklinde düşünüp akıl yürütüyorum.

“acaba beynimi de mi aldırsam. Tabi yaaa.. beynim hala yaşıyor o yüzden ölemedim. Ama insan kalpsiz bu kadar uzun yaşayabilir mi?”

Sedyemde yatarken aynı anda da annemle konuşuyorum. Cesedim nasıl yakılacak, törenim nasıl olacak, küllerim nereye serpilecek anlatıyorum, anlatıyorum, anlatıyorum…

“anne küllerimi suya falan serptirme, gömdür. Şimdi bir sürü tantana çıkmasın”

Ama o da ne???

Ben orda çırpına çırpına ölürken.. cenazemi ayarlarken, annem :

“erz ben çok sıkıldım, dışarı çıkıp bir sigara içeyim”

Dedi ve gitti..

Uyandım..

Bunun gerçek versiyonu ise daha bir acı..

İki yıl önce bir ameliyat geçirdim. Fazla önemli bir ameliyat değildi. Ayıldığım ilk anları hatırlamıyorum. Ama anlatıldığına göre; ilk anda boğulur gibi sesler çıkarmışım. Ve gene yanımda annem, beni öyle görünce “kızım boğuluyor” diye telaşa kapılmış. İşin komiği doktor:
-o numara yapıyor. Boğazı yanıyor ve nefes alamadığını sanıyor. Demiş.

Bundan sonraki arayı ne ben merak ettim, ne çok uzun sürdü (sanırım) ne de kimse anlattı. İyice ayıldığımda ilk söylediğim şey
-canım yanıyor.. daha doğrusu şu şekilde:
-annneeee canım yanıyor bana ağrıkesici iğne yapsınlar söyle şunlara
Canım annem koşup bir hemşire bulmuş, hemşire ağrı kesicinin zaten serumun içinde olduğunu anlatmış. Annem bana geldi ve serumda ağrı kesicinin olduğunu söyledi. İnanmaz bir şekilde “peki” dedim ama beş dakika geçti geçmedi bağırmaya başladım:

“yalan söylüyorlar.. serumda ağrı kesici falan yok. Ben burada çırpınarak canveriyorum kimse bana aldırmıyor.”

Benden artık yeterince bıkmış olan annem umursamaz bir tavırda:

“Erz, sen hemen öleceğe benzemiyorsun, ben bir sigara içeyim sen ölmeden geri dönmüş olurum” dedi.

Aksi, huysuz biriyimdir gerçekte de böyle , rüyalarımda da böyle..

Hiç yorum yok: