1 Haziran 2008 Pazar

Ben Bir Pipo Değilim

Yazmak ne ifade ediyor? Çok merak etmişimdir? Ben neden yazıyorum neden yazmalıymışım gibi geliyor? Okunma isteği mi? Birilerine kendi kıçıma batmış çivileri gösterip belki de o çivilerin aynısının kendi kıçında da olduğunu gösterme isteği mi?
Yoksa sadece yaz-kurtul mu?
-
Mahlasla yazıyorum “Kontes Bathory” 1600 lü yıllara damgasını vurmuş Bram Stoker ‘ın Drakulası için esin kaynağı olmuş kontes Bathory.. bir vampir hatta 900 kişinin ölümünden sorumlu bir seri katil. Şuan için pek canavarca görülüyor ama o dönemler için büyük bir canavarlık sayılmazdı. İnsanlar toprakla birlikte alınıp satılırdı. Bir insanın canı çok da önem arz eden bir konu değildi.
Serbest çağrışım aklıma gelen bir şeyi de söylemek isterim. O dönemlerde (bir ortaçağ hayranı olarak) bir kadının –bu kadın soylu sınıfından da olsa- ömrü en fazla 45 sene idi. Doğumlar, hastalıklar.. o yüzden erken evlilik söz konusu idi. Bir genç kız en geç 15 inde evlenirdi. 20 li yaşlardaki bir kadın orta yaşlarda olgun sayılırdı.
Bu arada gene serbest çağrışım aklıma M de Sade geldi. Büyük Liberten. Kitapları çoğu insan için iğrenç gelse de ben severim onu. Onun yaşadığı dönemde kitabında anlatılanlar aslında gizli kapaklı da olsa yapılan seks oyunları idi. O eleştiri amacı ile detaylara kadar indi anlattı. Bu yüzden ömrünü hapishanelerde ve akıl hastanelerinde geçirdi. Tabi Aktivist olması da ayrıca bir sebepti.
Sodom’un 120 günü adlı kitabında bir sahne tasvir edilir. Kadının vajinasından bir boru yardımı ile bir fare sokarlar içine ve vajinasını fare içerde iken dikerler. Bu büyük hasta bir beynin sanrıları mı? yoksa o dönemde olan yapılanların küçük bir örneği mi?
-
Neyse medeniyetleşme sürecinde tıpta , teknoloji de ilerleme insan ömrünü de uzattı. Mesela eski bir çok eserde verem, veba gibi ani ölümleri görebiliriz ama kanserden bahseden bir kitap ben görmedim. Kanser ağır ilerleyen ve daha çok ileri yaşlarda ölüme sebep olan bir hastalıktır. İşte günümüz insanına teknolojinin armağanıydı “Kanser”
-
Nerden nereye geldim. Kendimi frenlemesem serbest çağrışım ile mısır da bulunan mumyalara kadar gideceğim. Neyse .. Çağrışımları geçiyorum
-
Ben mahlasla yazmayı seviyorum. Çok önemli biri değilim. Önem arz eden yazılar yazmıyorum. Bende bir Dostoyevski ‘nin bir Steinbeck‘in sayfalar süren tasvirleri yok. Oku gözünü kapat canlandır. Ben bunu yapamam. O kadar fazla kelime bilgim de olduğunu düşünmüyorum. Ben bir yazar değilim.. ve asla da bir James Joyce olmayacağım. Günlük şeyler.. Bazen de sadece boşalmak için yazıyorum. Birileri okusun ve düşünsün tarzı büyücek isteklerim yok. Kendimi o kadar önemli görmüyorum. Herhangi biri de aynı konuda belki de çok benzer şeyleri yazabilir. Ben bir yazar değilsem neden adımı yazayım ki. Yazar sıfatı ile neden büyük üstatlara saygısızlık edeyim ki.
-
Yazmak..bomboş bir kağıdı doldurmak..beyninde koza yapmış bir şeylerin kanatlanıp uçması gibi..29 kendi başına anlamsız olan harfi anlamlı bir hale getirmek. Ve tasvir etmek. Ruh halini, çevreyi, bir konu bulmak birbiri ile bağlantılı bağlantısız karakterler yaratmak. O karakterlere bir kişilik ve cisim vermek.
Yazmak.. Vakit yaratabilenlerin işi. Ben asla bir Stendhal olamam. Telefon çalar ödeyeceğim bir fatura aklıma gelir, tv de sevdiğim bir film başlar, Camille ve Handan ile chatleşirim. AKP, artan vergiler, başörtüsü mü türban mı.. özgürlük nedir?, kızım ödevini sorar,komşunun küçük oğlu gelir İngilizce ödevini sorma bahanesi ile ve bir de bakmışım ki hınzırın bütün ödevini ben yapmışım, resim yapmak ister canım aniden ya da sadece o an aklıma farklı bir şey gelir, işler birikir patron azarlar, annemler okey oynayalım der velhasıl aklımda olanlar da uçar gider.
-
Yazmak güzel şey…yazabilmek güzel şey..
-
Ama ben yazamıyorum. Yazmıyorum.. Ve kendimi sadece öylesine herkesçe bilinen herkesin kurabileceği cümleler ile bir şeyleri anlatıyorum aşina olduğumuz şeyler.
Bir Fowles’ ın koleksiyoncusu’nu yeniden yazamam.
Ahh isterdim ama..
O hayal gücüne sahip olmayı isterdim.
-
Yaşamak çok çetrefilli bir mesele. Ölümsüzlük uzağında olduğum bir konu. Ölümsüz olmayı asla hayal eden biri olmadım. Bir şeyleri yazarken de yeniden canlanmak istemem. Bir ömrüm var başlangıcı belli ve öldüğüm tarihte de bitsin isterim bu serüven. Ama kalıcı olmak isteğidir yazmak.
Balzac mesela hala yaşıyor. Bende yaşıyor. Yazdıkları ile yaşıyor.
Bazen büyük yazarlara üzülürüm. Her an, her yerde yeniden canlanıyorlar. Bir iz bırakıyorlar her şeyde.
“cogito ergo sum” ile her gün diriltiyoruz Descartes’ ı.
-
Yapmacık olmayı hiç sevmem. Makbul bir insan asla değilim. İsim esirleştirir insanı, doğallığımı yitirmek istemem.
Kendi minik dağarcığımın her zamanki okşayışları ile mutluyum ve herhangi yeni bir oyun veya buluş dolambaçlı ilişkilerden çekinirim.
-
Çok fazla yalnız insan tanıdım. Çok fazla bundan şikayetleşen kişi tanıdım. Yalnızlığını bir an olsun unutmak isteği ile en yakındakine tutunan insanlar tanıdım. Oysaki bir kere bıraksa ve içine dönüp baksa aslında yalnızlığın bir seçim ya da bir kader olmadığını dünyada her zaman tek olduğunu görebilse daha mutlu olabileceğini düşünürdüm bu insanların.
Tekiz hep tektik. Anne rahminde parmak ağızda dizler karnımıza doğru bükük iken ve her taraf karanlık iken neler düşündüğünü merak ederim bebeğin. Ve kasılmalar ile dünyaya geldiği anda duyduğu rahatsızlığı merak ederim. Aniden bir dünya beliriyor. Kocaman uçsuz bucaksız binlerce milyonlarca insan karşısında ve hala tek. Bu dünya doğumum sebebi ile bana armağan edilmiş cam fanus içindeki, çalkalayınca kar yağar gibi görünen yapay dünya..
Ben varım ve varlar.. ben yokken .. Neden düşüneyim ki benden sonraki yaşamı? Neden benden bir iz bırakayım ki benden sonraya..
-
Ben sadece bir oyuncuyum. Sıram gelir sahneye çıkarım sıramı savdıktan sonra sandıktayım tıpkı Hayyam’ ın dediği gibi.
-
İlginç biri hiç değilim. Yani yazabileceğim şeyler o kadar kısıtlı ki. Sıradanı anlatan bir hayal gücü gerektirmeyen şeylere adımı yazmak benim demek bana yanlış geliyor. Çünkü benim olduğu kadar herkesin en azından bir iki kere düşündüğü yaşadığı şeyler bunlar. O yüzden bence ismim olan başkasına göre isim gizlemek diye düşünüleni yazıyorum yazı altlarına. O benim adım. Erzsebet.. ama altında sen, ben, o dünyanın bir ucundaki insanların yaşadıkları düşündükleri var.o yüzden yazıları tek bir isimde kişileştirmek oldukça bencilce geliyor bana.
-
Yazmak çok güzel bir eylem..deli gibi sevişerek evlenip o sevgiden bir çocuk yaratmak gibidir yazmak. Ama ben deli gibi sevişip evlenip beş ay sonra başka birine kaptırdım bu sevgiyi. O başka birine diğeri başka birine. İşte o yüzden cidden adı hafızalara kazınmış olan yazarlara saygım sonsuz. Onlar yaratıcı ben ise sadece bir süre görebildim o sevgiyi.
-
Benim yazılarım yarım..
Hiç tamamlayamam..
Hiç bir şey yaratamam..
Ne bir dünya kendini hapsedip mutlu olacağın sanal bir dünya yaratabilirim Ne de her tanıştığın insanda arayacağın karakterde bir insan yaratabilirim.
Ben hep yarım bırakırım bitmez..
Ya da herkes kendince tamamlasın diye
Ya da sadece kelimelerim bitti diye
Ben yazar değilim
Bir sinemada en arka koltukta oturan hipermetrobum. Sadece duyduklarım seçebildiğim renkler ile kafamda oluşturmaya çalışırım filmi.
Ben önünde duran ve gerçek bir yazarın binlerce sayfalık bir kitapta anlatabileceği güzellikleri göremeyen bir miyobum.
Ben sadece işte geldik gidiyoruz arasına birkaç kelime sıkıştırmaya çalışan alelade biriyim. Ve becerebildiklerim de ancak bunlardan ibaret.

not: eski yazılarımdan biri

Hiç yorum yok: