kapat kapıyı
Yatak odasının kapısını, bahçedeki en dış kapıyı, banyonun kapısını, giriş kapısını. Kapı gördüğün zaman aç ve kapat. Kapat ki dışarıdaki her şey dışarıda kalsın. Değişik insanlar, diğerleri. az önce önünden geçerken sigara aldığın büfeyi, içindeki diz boyu pis suyu olan çöplük olarak kullanılan, kenarlarında kahverengi yosunu ve pis kokusu olan kanalı arkanda bırak.
"kapat kapıyı;
yatak odasını, salonu, mutfağı, balkonu, giriş kapısını, o da yetmez, en dıştaki bahçe kapısını…, sıkı sıkıya kilitle kapanacak tüm kapıları. Sıkıca kilitlediğinden emin ol, kontrol et defalarca. En sıkı kilitleri kullan, sen istemedikçe açılmayan en zor kilitleri .Ve en zula yerinde sakla tüm anahtarları, ulaşamasın hiç kimse. Dışarıdaki her şey dışarıda kalsın.
Ve en zula yerinde sakla tüm anahtarları, ulaşamasın hiç kimse. Dışarıdaki her şey dışarıda kalsın. Zerresi sızmasın içeriye. Belki ruhun sükun bulur"
Üstü kapalı şakaları, araç kornalarını, hemen yolun sağındaki parktan gelen çocuk seslerini, o çocukların açtığı şekerlerinin jelatinlerinin çıkardığı sesleri, biryerlerden gelen nerde olduğu bilinmeyen bir inşaattan ritmik vuruşlar halinde yükselen makine seslerini, penceresi açık bir evden gelen çamaşır makinesine karışmış süpürge sesini, otomobil dilinin “ ben ne halt ettim” anlamına gelen fren sesini arkanda bırak.
Evlerden, cafelerden, sokak aralarına konuşlanmış kebapçılardan yükselen dumanı, pide fırınından gelen pişmiş hamur kokusu ve birbirine karışınca mide bulandıran yemek kokularını, yanından hızla geçen adamdan gelen ter kokusunu, ince gögüsten robalı elbise giymiş ve buram buram terlerken bacak arasının pişmesi yüzünden yalpalayan geçkin kadından yükselen limon kolonyasının eşlik ettiği o ekşimsi kokuyu, kenarlara serpiştirilmiş bitkilerden gelen toprak ve çiçek kokusunu ardında bırak. Güneşin üstünde parladığı artık erimek üzere olan asfalttan gelen kokuyu dışarıda bırak.
Cadde, birbirlerinin üzerine doğru yürüyen insanları arkanda bırak. Gölgede bile kendi terinde haşlanmanı sağlayacak ısı, rahatlıkla gözle görülebilen yerden yükselen titrek bir buhar, pişmeye hazır mısın?
Bezgin yüzler ve iki yanda salınan ellerin yardımı ile varmak istediği ama asla ulaşamadığı noktaya hızla yürüyen insanlar. Birbirlerine çarpanlar, yolda durup taşak düzeltenler, kıçının arasına külotu sıkışmış gibi külotunu düzeltenler, çocuğunu arkasında çekiştirip götürmeye çabalayanlar, elleri birbirine yapışmış elele yürüyenler, başlangıç noktası ile varış noktası arasında bir ara durup vitrin seyredenler tıpkı bir çizgi film karakterinin koşarken aniden bir durup kameraya iki kolunu açıp omuz silkme hareketi gibi.. bir gizli kamera tarafından her hareketi izleniyor gibi davrananlar, abartanlar, korkanlar, tedirgin adımlarla ilerleyenler, kaldırımda çizgilerin üzerine basmamak için seke seke yürüyenler, yürürken bir şeyler yiyenler, karşıdan geleni tanıyıp ablak yüzüne salak bir sırıtış yerleştirenler, “beni gör lütfen” amacı taşıyan gereksiz el kol hareketleri yapanlar, kendi kendine konuşarak yürüyenler, yanındakiyle konuşarak yürüyenler, gölgesinde yürüdüğü binaların klimalarından damlayan suya küfrederek yürüyenler, üzerine giydiği naylon katkılı bluza kolunu her sürtüğünde mideni kaldıran o sesi ve kırpılmış saçları ile annesinin ardında zırlayarak yürüyen çocuğu.. hepsini arkanda bırak.
Az önce yanından geçerken belediyenin işçilerinin her hafta yaptığı ritueli seyrettin. Köksüz çiçekleri havuz kenarına ekmelerini. Onlar kurur ve gelecek hafta yenileri ekilir.. harcanan emek, harcanan zaman. Diğer işçilerin dipteki pislikleri temizlerken birbirleri ile şakalaşmalarını seyrettin. Ve aynı havuzun kenarında büyük ihtimalle bir aracın çarptığı ağzı yarı açık, kanın kuruyup siyah bir kabuk ile kapladığı yarasıyla sıcakta biraz daha dursa kurtlanmaya başlayacak bir köpek ölüsünü tekmeleyeni seyrettin. Miden bulandı, artık kokular daha rahatsız edici gelmeye başladı.
Adımlarını hızlandırıp havuzu geçtin, bu defa bir sokak satıcısının sattığı şekerlemelerin üzerinde yürüyen sineklere takıldın, ve satıcının ellerini yelpaze gibi sallayarak onları nafile bir çaba ile uzaklaştırmaya çalışmasını seyrettin.
Kaldırdın kafanı mürekkep testine tabi tutulmuş gibi bulutlardan anlamlar çıkarmaya çalıştın. Ordaki de sence az önceki nerdeyse tüm bağırsakları dışarıda olan ölü köpeğe benzemiyor mu? Eğdin kafanı, salladın iki yana doğru.. düşünceleri dağıtmak ister gibi daha hızlı salladın.
Ardına bakmaksızın devam ettin yürümeye adımlarını hızlandırıp, sağına soluna bakmamaya gayret ederek. Nefesini tuta tuta devam ettin yoluna. Kalbin vücudunun içinde yabancı bir ülkede bir başına kalan biri gibi hem korku hem umut ile çırpınıyor.
Sakin ol!
Bir sigara yak!
Elini hafifçe çantanın içine soktun ellerin sigaranı hissettiğinde nefesin yavaş yavaş düzelmeye başladı. Ürkütücü bir güçle çarpan kalbin yavaş yavaş daha önceki o uysal yumuşak başlı haline dönmeye başladı. Ve kafanı kaldırıp uygun bir yer aradın, elin hala çantanın içinde sigarana dokunurken. Yol kenarında üç beş ağaç, birkaç bank ile kendini park sanan iğreti yere daldın. Boyaları yer yer dökülmüş bir banka oturdun ve yaktın sigaranı..
Hemen karşı caddede güneş ışıklarından korunmak için koyu renk film çekilmiş işyeri camlarında oluşan koyu renk resmi inceledin. Hareketli resimleri..
O kadar nahif ki insan denilen hayvan..beyninde hayal kuran, her şeye gücü yeten, sürekli umut veren minik bölge en ufak dürtülmeyle içindeki son özgürlük kırıntılarını da kaybetmesini sağlıyor. yaşarken daha doğrusu yaşamaya çalışırken mecbur kaldığı boyun eğmişliklerine tepki gösteren öfke dışarıdan sadece kıpırdanan dudak hareketleri olarak kendini gösterdi.
Sonrasında içindeki korkuyu, iğrenmeyi ve sigara dumanını dışarı atmak verilen derin bir nefes..
Fakat biliyordun, tekrar nefes aldığında o pis kokularıyla hepsi içine geri dönecekti. Gözlerini kapatsan ve içindeki o derin karanlığa teslim etsen başının döndüren o keşmekeşten kurtulabilir misin?
Tekrar kalktın ve kaldırımda yürümeye devam ettin. Adımlarını sayarak kurtulmaya çalıştın düşüncelerinden ve kokulardan ve görüntülerden.
Ama hayır, insanın kendi içinde bile kendini her şeyden soyutlayabileceği gizli bir korunak yoktur. Her şeyle dosdoğru yüzleşmek gerekir.
Sus!
Nesnelerin dil yakan isimlerini bir yana bırak. Hissettiğini anlatmaya yetmeyen sığ ve yapay ifadeleri unut. Suçlayıcı, sakınan, kitaptan çıkmış kalıpları, yakarışları içinde tut sadece. Yarı açık ağızlara bir şeyler anlatmanın güçlüğü..
Neredesin?
Yittin!
Ellerini yıka!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder